| Tarih | 1971–1974 |
| Yer | Türkiye |
| Kategori | Darbeler ve siyasal rejim değişimleri |
| Araştırma çerçevesi | Resmî kayıtlar, mevzuat, yargı belgeleri, dönem basını ve akademik çalışmalar; kaynakların niteliği ayrı gösterilir. |
| Yayın ilkesi | Belge / İddia / Aktarım / Doğrulanamadı ayrımı; kesinlik iddiası oluşturmayan dil. |
Bu dosyada özellikle mahkeme kararı, kanun ve TBMM oylaması gibi doğrudan belgeler ile daha sonraki siyasi değerlendirmeler ayrılır. Böylece bir davanın sonucu ile o davaya ilişkin sonradan yapılan yorumların aynı tarihsel statüde sunulması önlenir
12 Mart sonrası davalar, Türkiye'de siyasi suçların nasıl tanımlandığı, askerî yargının kapsamı ve ölüm cezasının uygulanması konularında sonraki hukuk tartışmalarını etkiledi. 1980 sonrasında benzer bir yargı düzeninin daha geniş kapsamda kurulması, 12 Mart deneyiminin sonraki güvenlik hukukuyla birlikte incelenmesini gerekli kılar.
12 Mart döneminde siyasi davaların kamuoyundaki etkisi, basın üzerindeki kısıtlamalar ve siyasi örgütlenmelerin yasaklanmasıyla birlikte değerlendirilmelidir. Davaların bir bölümü yalnızca mahkeme salonunda değil, üniversitelerde, sendikalarda ve siyasi partiler arasında da geniş tartışmalara yol açtı
Siyasi davalar yalnızca idamlarla sınırlı değildi. Öğrenci hareketlerine katılanlar, silahlı örgüt üyeliği veya propaganda suçlarıyla itham edilenler ve dönemin siyasi çatışmalarına dahil olan birçok kişi sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Mahkemeler, olağan dönem mahkemelerinden farklı olarak sıkıyönetim rejiminin hukukî ve kurumsal çerçevesi içinde çalışıyordu.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ölüm cezaları TBMM tarafından 24 Nisan 1972'de 273 kabul oyuyla onaylandı ve üçü 6 Mayıs 1972'de Ankara'da idam edildi. Bu kararın gerekçesi ve yargılamanın niteliği, sonraki yıllarda hem hukukî hem siyasi açıdan tartışıldı; sonraki Meclis kayıtlarında bu konuda farklı değerlendirmeler yer aldı
12 Mart 1971 sonrasında sıkıyönetim mahkemeleri, siyasi örgütlenmeler ve devlet düzenine karşı suçlamalar üzerinden çok sayıda dava yürüttü. Dönemin öne çıkan yargılamaları arasında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Askerî Mahkemesindeki davası ile THKP-C ve THKO bağlantılı davalar yer aldı.
12 Mart 1971 sonrasında Türkiye'nin birçok bölgesinde sıkıyönetim ilan edilmesiyle birlikte siyasi suçlamalar ve silahlı eylemler nedeniyle çok sayıda dava askerî mahkemelerin önüne geldi. Dönemin davaları yalnızca belirli örgütlerin yargılanmasından ibaret değildi; devlet düzenine karşı suçlar, örgüt üyeliği, propaganda, banka soygunu, adam kaçırma ve silahlı eylemler gibi farklı fiiller de soruşturma ve kovuşturma konusu oldu. Böylece 12 Mart dönemi, güvenlik siyaseti ile ceza yargısının birbirine çok yaklaştığı bir ortam yarattı.
En bilinen davalardan biri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın THKO davasıydı. Üç isim 1971 yazında tutuklandı ve Ankara 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesinde yargılandı. Mahkeme 1972'de üç sanık hakkında ölüm cezası verdi. Karar daha sonra TBMM'nin onayına geldi. 24 Nisan 1972'de yapılan oylamada 273 kabul, 48 ret ve 2 çekimser oy çıktı; 118 milletvekili oylamaya katılmadı. İlk parlamenter işlem Anayasa Mahkemesinde usul yönünden iptal edildikten sonra Meclis kararı yeniden görüştü ve tekrar kabul etti.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın ölüm cezaları 6 Mayıs 1972'de Ankara'da infaz edildi. Bu olay, 12 Mart sonrasındaki siyasi davaların yalnızca mahkeme kararları olarak kalmadığını; parlamentonun, Cumhurbaşkanının ve daha sonra Anayasa Mahkemesinin de aynı dosya içerisinde farklı hukukî aşamalarda rol aldığını gösterir. Özellikle ölüm cezası bakımından mahkeme hükmü ile infazın gerçekleşmesi arasında TBMM onayı ve dönemin anayasal prosedürleri bulunuyordu.
Dönemin bir başka önemli özelliği, siyasi davaların üniversiteler, sendikalar, basın ve siyasi partiler üzerindeki genel baskı ortamıyla birlikte ilerlemesidir. Birçok kişi askerî mahkemelerde uzun süre tutuklu kaldı; bazı örgütler hakkında kapatma ve faaliyet yasağı uygulamaları gündeme geldi. Bununla birlikte her bir davanın sanığı, isnat edilen fiil ve verilen hüküm ayrı ayrı incelenmelidir. Bir mahkemenin belirli bir dosyada verdiği karar ile aynı dava hakkında sonraki yıllarda kullanılan siyasi nitelemeler aynı hukukî statüye sahip değildir.
12 Mart sonrasında verilen bazı ağır cezalar ve yargılamaların niteliği sonraki yıllarda Meclis ve kamuoyunda yeniden tartışıldı. 2024'te TBMM'ye sunulan bir kanun teklifinin, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde yapılan yargılamaların sonuçlarının ortadan kaldırılmasını ve doğan zararların giderilmesini amaçladığı görülmektedir. Bu durum, dönemin yargılamalarının etkisinin yalnızca 1970'lerde kalmadığını, sonraki hukuk ve siyaset tartışmalarında da devam ettiğini gösterir.
12 Mart sonrasında çok sayıda siyasi dava askerî mahkemelerde görüldü. Özellikle Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ve Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi-Marksist-Leninist gruplarla ilişkilendirilen sanıkların davaları, dönemin olağanüstü hukuk ortamında yürütüldü. 1972'de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamları bu dönemin en bilinen sonuçlarından biri oldu.
Yargılamalar yalnızca idam dosyalarından oluşmadı. Örgüt üyeliği, anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs, banka soygunları, adam kaçırma ve silahlı eylemler gibi farklı suçlamalarla çok sayıda kişi hakkında dava açıldı. Bir bölüm dava sıkıyönetim komutanlıklarının askerî mahkemelerinde yürütüldü; kararların dayandığı TCK hükümleri ve dönemin özel yetkili yargı yapısı ayrıca incelenmelidir.
Bu süreçte mahkeme kararları ile siyasi açıklamaları ayırmak önemlidir. Bir davada mahkemenin kurduğu hüküm, ilgili sanık ve suç bakımından hukukî sonuç doğururken, aynı dava hakkında yıllar sonra yapılan 'siyasi dava' veya 'yargısız infaz' gibi nitelemeler ayrı bir değerlendirme kategorisidir.