| Tarih | 12 Mart 1971 |
| Yer | Ankara / Türkiye |
| Kategori | Darbeler ve siyasal rejim değişimleri |
| Araştırma çerçevesi | Resmî kayıtlar, mevzuat, yargı belgeleri, dönem basını ve akademik çalışmalar; kaynakların niteliği ayrı gösterilir. |
| Yayın ilkesi | Belge / İddia / Aktarım / Doğrulanamadı ayrımı; kesinlik iddiası oluşturmayan dil. |
Bu dönem, 1970'ler siyasi şiddetinin tırmanışını, siyasi davaları ve daha sonra 1980 müdahalesine giden güvenlik tartışmalarını anlamak için temel bir ara duraktır. Muhtıra, anayasal değişiklikler ve sıkıyönetim uygulamaları birlikte incelendiğinde dönemin devlet-siyaset ilişkisi daha açık biçimde görülür
12 Mart, Türkiye'de askerî müdahalenin yalnızca doğrudan yönetim devralma biçiminde gerçekleşmediğini gösterdi. TBMM varlığını sürdürürken hükümet askerî baskıyla değiştirildi ve karar alma mekanizmalarının büyük bölümü sıkıyönetim ve güvenlik rejiminin etkisi altına girdi.
1971 döneminde anayasal yapı da değiştirildi. 20 Eylül 1971'de yürürlüğe giren 1488 sayılı değişiklikle temel hakların sınırlandırılması, yürütmenin ve idarenin yetkileri, askerî yargı ve üniversite düzeni dahil olmak üzere birçok alanda değişiklik yapıldı
Muhtıra sonrasında sıkıyönetim ilan edildi ve siyasi örgütlenmeler, basın, öğrenci hareketleri ve toplantı özgürlüğü üzerinde ciddi sınırlamalar uygulandı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi askerî mahkemelerde yargılandı; THKO, THKP-C ve diğer örgütlere yönelik davalar dönemin güvenlik siyasetinin önemli parçalarından oldu.
Demirel'in istifasıyla parlamenter sistem biçimsel olarak kaldırılmadı; TBMM çalışmaya devam etti. Ancak hükümet kurma süreci askerî makamların belirlediği çerçevede yürüdü ve Nihat Erim başbakanlığında teknokrat ağırlıklı bir hükümet kuruldu. Böylece 12 Mart, 1960'taki gibi doğrudan bir askerî yönetimden çok, seçilmiş hükümeti istifaya zorlayan bir müdahale modeli oluşturdu
12 Mart 1971'de Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ile kuvvet komutanları tarafından imzalanan muhtıra Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a verildi ve Başbakan Süleyman Demirel hükümetten istifa etti. Muhtırada hükümetin ülkeyi içine düştüğü anarşi, ekonomik ve sosyal huzursuzluklardan çıkaramadığı belirtiliyor ve Atatürkçü görüş doğrultusunda reformları uygulayacak güçlü bir hükümet kurulması isteniyordu.
12 Mart 1971'de Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları Faruk Gürler, Celal Eyiceoğlu ve Muhsin Batur tarafından imzalanan muhtıra Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a sunuldu ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinde okundu. Muhtıra, hükümetin ülkeyi anarşi ve ekonomik-sosyal huzursuzluktan çıkaramadığını ileri sürüyor ve Atatürkçü reformları uygulayabilecek güçlü bir hükümet kurulmasını istiyordu. Metnin sonunda, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde Türk Silahlı Kuvvetlerinin idareyi doğrudan ele almaya kararlı olduğu bildiriliyordu.
Muhtıra hükümete yönelik doğrudan bir askerî baskı yarattı. Başbakan Süleyman Demirel aynı gün istifa etti ve hükümet görevi sona erdi. Cumhurbaşkanı Sunay, parlamentodan bağımsız bir isim olan Nihat Erim'i hükümeti kurmakla görevlendirdi. Erim 26 Mart 1971'de partiler üstü bir hükümet kurarak göreve başladı; kabinede TBMM dışından teknokratlar da yer aldı. Bu yapı, parlamentonun tamamen kapatılmadığı fakat hükümet kurma ve yürütme siyaseti üzerinde askerî etkinin belirgin hale geldiği bir ara rejim ortaya çıkardı.
Muhtıra sonrasında sıkıyönetim uygulaması genişledi. Nisan 1971'den itibaren güvenlik olaylarının artması, hükümetin daha sert tedbirler almasına yol açtı. Öğrenci ve işçi hareketleri, siyasi örgütlerin faaliyetleri ve silahlı eylemler güvenlik politikasının merkezine yerleşti. Bu dönemde THKO ve THKP-C çevresinden isimlerin yargılandığı davalar başladı; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam kararları 1972'de TBMM gündemine geldi.
12 Mart döneminin bir diğer önemli ayağı anayasal değişikliklerdi. 20 Eylül 1971 tarihli 1488 sayılı Kanunla 1961 Anayasasında geniş kapsamlı değişiklikler yapıldı. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin hükümler değiştirildi, MGK'nın yapısı yeniden düzenlendi, bazı yüksek yargı ve üniversite düzenlemelerinde değişiklikler yapıldı. Böylece muhtıra, yalnızca bir hükümetin istifasına yol açan kısa süreli bir olay olarak kalmadı; anayasal kurumların yetki ilişkilerini de etkileyen daha geniş bir döneme dönüştü.
1971-1973 arasındaki dönem, parlamentonun varlığını koruduğu ancak hükümet değişiklikleri ve güvenlik politikalarının askerî müdahalenin etkisi altında şekillendiği bir ara rejim olarak değerlendirilebilir. Nihat Erim'in ardından Ferit Melen ve Naim Talu hükümetleri geldi; süreç 1973 genel seçimine kadar sürdü. Bu nedenle 12 Mart'ı anlamak için muhtıra metninin kendisi kadar Demirel'in istifası, Erim hükümeti, sıkıyönetim, anayasa değişiklikleri ve sonraki siyasi davaların birlikte incelenmesi gerekir.
12 Mart 1971'de Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a verilen muhtıra, Başbakan Süleyman Demirel hükümetinin istifasına yol açtı. Muhtıra metninde ülkenin anarşi, kardeş kavgası ve ekonomik-sosyal huzursuzluk içinde bulunduğu ileri sürülerek güçlü ve inandırıcı bir hükümet kurulması istendi. Demirel aynı gün istifa etti.
Muhtıra sonrasında doğrudan askerî cunta yönetimi kurulmadı. Nihat Erim'in başbakanlığında partiler üstü hükümetler oluşturuldu; buna rağmen hükümetlerin oluşumunda askerî otoritenin ağırlığı açık biçimde hissedildi. 1961 Anayasası'nın bazı özgürlükçü hükümlerinin değiştirilmesi ve sıkıyönetim uygulamalarının genişlemesi bu dönemin önemli sonuçlarıdır.
12 Mart dönemi Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gibi isimlerin davaları, TİP ve sol hareketlere yönelik kovuşturmalar, basın üzerindeki kısıtlamalar ve üniversite çevrelerine ilişkin tedbirlerle birlikte ele alınmalıdır. Böylece muhtıranın yalnızca hükümet değişikliğine değil, siyasal ve hukukî alanın yeniden düzenlenmesine etkisi de görülür.